Eridu Bilgelerinin Sözü (Mezopotamuya , 2400 yıl önce )








Şöhret kazan,


Bir servet elde et,


Komşularından daha büyük bir ev yap,


Sabahtan akşama kadar ülkeni baştan başa dolaş,


Çocuklarınla gurur duy,


Düşmanlarını öldür,


Kralın sağ tarafında otur,


Tanrıların rahmetini kazan,


Sen kendinde hükümdar ol,






Hiçbirisi , sevdiğin kadına duyduğun  sevgi kadar anlamlı olmayacaktır.



Gülzade Kahveci facebook sayfasından alıntıdır
Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

HAYAT VE BEN




Otuzbeşime bastım gecen hafta…
ilk yari bitti: Hayat:1…Ben:0….

Ama belliydi böyle olacağı…
Nicedir başlamıştı belirtiler:

Yolda çocuklar “Amca şu topu atıversene” diye
seslendiklerinde
kuşkulanmıştım ilkin…
Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yarı
yolun ufukta
göründüğünü…

Baktım, lise fotoğraflarım sararmış,
sınıf arkadaşlarım yaşlanmış.
Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş,
seyahat ve aşk yerine…

Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses
düğmesini kısar olmuşum,
içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine…

“Bizim zamanımızda” diye başlayan nutuklar
atmaya başlamışım
mezuniyet törenlerinde-hayret! daha dün
değil miydi
benimkisi?-Yıllar yılı dudak büktüğüm “ölümden sonra hayat”
masallarına kulak
kabartmaya başlamışım
gizliden gizliye…

iple çektiğim Haziranlara sırt çevirmişim.
Yaşamın orta sahasına girmişim..
irkilmişim…
Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar
kollarımdan. Biri
“Daha ne gördün ki” diyor yüzünde papatyalarla;
“Asıl şimdi başlıyor hayat…!
Bundan sonrası rahat!”
Lakin “Buydu görüp göreceğim” diye efkârlanıyor
öteki…

“ikinci yarı geçer hızla/yaşlanırsın zamanla…
“Yaşı genç olanlar 35′e uzak durduklarını
sanarak “sahi oldu mu o
kadar? Hiç göstermiyorsun”
tesellisindeler…
35′le çoktan tanış olanlarsa “hayat hoş geldin”
pankartlarıyla
karşılamadalar…

ilk yarı sadece bir ısınmaymış meğer:
Asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı,
hayatın… kavganın… aşkın…
Bense
şaşkın… devre arası bilançolarındayım.
Son dönemde, kim bilir kaç kez eski anıyı yaralı
ele geçirdim,
belleğimin
derinliklerinde…? Kim bilir
kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken…
ve sustum vicdan
sorgularında…

Aksisedamla
bile dertleşmedim.
Meğer ne yaman serüvenmiş hayat?
Bazen yediveren gülleri gibi bereketli…
Sanki hayat değil, Körfez krizi mübarek: Bir
koyup, beş alıyorsun…
Yaşıyor, seviyor ve seviliyorsun…
Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık… şaşıp
kalıyorsun…

Oysa-herkes bilmezden gelse de- skoru belli
oyunun:
30′larda dedeni ve nineni kaybediyorsun.
40′larında anneni ve babanı…
ve 70′inde kendini….

şimdi devre arası/yolun yarısı…

Bugüne dek ancak tanıştık hayatla…
Ben ona kendimi tanıttım…
O bana kendini…
Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı…
Zaferlerim onlar benim…
Olgunluğumun yapıtaşları…
Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı…

Asansör çıkarken yukarı,dönüp bakmadım aşağı…
Dönmesin diye başım…
Ben istikballe arkadaşım…
Ne var ki her şey yarım…
Hayat da yarım, sevdalar da…
Daha diyeti ödenmedi sevinçlerin…
ihanetlerin hesabı sorulmadı…

Nazım’ın dediği gibi Kopardım portakalı
dalından Ama kabuğu soyulmadı
Sevdalara doyulmadı…
“Doydum” diyen görmedim ki ben zaten…

Lakin gel de zamana anlat bunu…
Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can
yetiştireceksin… Baktım
ikinci yarı kapıda…
ve hayatın ceza sahası yakın…

Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını.
Acılar, sancılar bir çekmecede, sevdalar
diğerinde…

Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte
sevinçler ve zaferler… Kat kat,
dizi dizi dizdim kullanılmış takvimlerimi…
Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim
ağzını…


ilk yarı bilançom o benim:
Yangında ilk kurtarılacak…
kazada ilk açılacak…
Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp
bakanlar teşhis koyacaklar
halime…

“çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş
zavallı” diyecekler, ya da
“sebepsiz
alçalmış… Bile bile vurmuş kendini
dağlara…”
Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleyecek
hikayenin…
Kalanı benimle gelecek…
Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem
hatıralarımı…
Reyhanlar saklayacak sırlarımı…

Skoru bir tek Ege’nin suları bilecek…

Denize kavuşabilirse eğer içimdeki nehir…


Hayat:0…Ben:1

CAN DüNDAR

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

Yeni yılda yapılacaklar, yapılmayacaklar



Yılların patır patır geçmesi iyi bir şey mi kötü bir şey mi?
Şimdi oturdum yeni yıl günü bunu düşünüyorum.
Hani daha dün "18 yaşıma bir girsem..." girişli hayaller kuruyordum. Geldim kaç yaşına.
18 yaşına girince hayatıma sihirli değnek değmeyecekmiş meğer.

Ah şu pazartesiler, ah şu doğum günleri, ah şu yeni yıllar...
Hepsine dilekler ve de niyetler dikiyoruz.
Sanki onlar bizden bunu istiyorlarmış gibi. Sanki onlar bu yükü sırtlanmaya heveslilermiş gibi.
Hani sanki biz bu niyetlerimizi yerine getirecekmişiz gibi.
Kaç yıldır dile dile bitiremedik. Dilemek güzel de dileklerimizi yoluna koymak için çalışmayı beceremedik.

İşte sorun tam da orada olabilir mi acaba?

Hayatımızda gerçekten olmasını istediklerimiz için pek çaba sarf etmiyor olabilir miyiz acaba?
Ya da istediğimizi sandığımız şeyleri içimizden çok da istemiyor olabilir miyiz?
Ya da ya da şöyle diyeyim; isteklerimizin başımıza geleceğine, güzel şeylerin bizi bulacağına inancımızı kaybetmiş olabilir miyiz?
Hepsi olabiliriz. Hiçbiri olmayabiliriz. Belki de eksik şık olabiliriz.
Ama istemekten ya da istememekten vazgeçemeyiz.
Ve bu kez, yapamadıklarımız için üzülüp, pes etmekten vazgeçebiliriz.

Aslında her gün yeni bir yıl, yeni bir başlangıç değil mi? Olamaz mı?

Mesela 2012'den ben -kendime itiraf etmesem de- bir şeyler bekliyorum.

Şu sigarayı kökünden bıraksam iyi edebilirim.

Gerçekten bu yıl öfkeyi gönlümden söküp atmak ve kapıyı yüzüne kapatmak isterim.

Kalan son üç dört kiloyu da geri almamak üzere verebilirim.

Daha güzel şarkılar yazabilirim.

2011'de okuduğumdan fazla kitap okuyabilirim.

Çok satanlardan değil bana çok dokunanlardan satırlar bulabilirim.

Güneşin doğuşunu görebilirim.

Sadece üzüldüğüm, kırıldığım, köşeye sıkıştığım zamanlarda değil her gün dua edebilirim. Duanın büyüsünü kendime yaşatabilirim.

Çabuk karar vermeyebilirim.

Geç kalmayabilirim.

Korkuya teslim olmayabilirim.

Yardımı elden bırakmayabilirim.

Hissettiğim gibi görünebilirim.

Tam beceremesem de insanları anlamaya çalışabilirim.

Daha çok gezebilirim.

Hani 2012'de insanoğlunun ilerleyeceğini, algısının değişeceğini, arınmaya gideceğini söylüyorlar ya...

İşte ben de tüm bunları kıvırabilirim.

Bak şimdi aklıma geldi; daha çok su içebilirim. Kolayı bırakabilirim.

Sık sık teşekkür edebilirim.

"Hayır" yerine alternatif kelimeler bulabilirim.

Her günümün kıymetini bilebilirim...

Bu liste böyle uzar gider, özetle istersem yapabilirim.

İstersem istediğim her şeyi yapabilirim.

Siz de yapabilirsiniz.

Başımıza iyi şeylerin gelebileceğine inancımız ve kendimize güvenimiz olsun yeter.
Diyorum ki; ben bu yıl 'iyi şeyler'e inanmayı seçebilirim.
Yani diyorum ki; siz de seçebilirsiniz.
Ne dersiniz; belki bu yıl hepsinden daha iyi geçer.
İyi seneler.


ayşe  özyılmazel , SABAH

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

Bunlar , onların son sözleriydi


 
 

01. Postanede bana ait bir koli var mış . Onu almaya geldim...

02. O irmikleri neden aldın Seher? Helva mı yapacan?

03. Korkma hanım...! Bu saatte kapımızı kim çalacak?  Tanıdık biridir...


04. Hayatımda hiç bu kadar güzel bir yemek yememiştim...

05. Yalan söylüyorsam şuracıkta öliiyim...

06. Tahliye mi oluyorum imam efendi?

07. Gel abi ... Burası boyu geçmiyo...

08. Arabayı neden bu kadar yavaş kullanıyorsun ?    (Bir kız erkek arkadaşına  söylüyor)

09. Gelen şey köpek balığına ne kadar da benziyoo...

10. Hep birlikte gelmeye cesaret edemezler.

11. Gurup Projemizin teslimi yarındı  di mi...

12. Korkma ben attığımı vururum.

13. Abi, şeytan doldurur...

14. Karıcım, son günlerde biraz kilo aldın galiba?

15. Elektrikçiye ne gerek var canım ,  ben şimdi hallederim...

16. Atlasam bir şey olmaz di mi?..

17. Oğlum lan şu herife ayı deme  bak  ...!

18. Dur  .. basma o düğmeye ...!

19. Hanııım, bi kibrit yak da bakalım bu ne kokusuymuş.... !

20. Aya bak aya !!     Kamyon farı gibi...

21. Yaklaşırsanız atlarım...

22. Baba... Ben hamileyim.

23. Komutanım burayı beklemek çok saçma ama

24. Evladım beni karşıdan karşıya geçirir misin?

25. Bakın çocuklar ...  Bu deney seti  , kapağı açıldığında güvenlik önlemi olaraktan
elektriği keser.

26. Çavuş...  bu fitilin uzunluğu ne kadardı?

27. Bence burada mayın yok

28. Abiii, formating drive C ne demek?

29. Gel bak Pentagon'u hack ettim!

30. Yok merak etme, formatlamam hard diskini, biliyom ben bu işi...

31. Bak, işlemciyi çıkar, kabloyu 220 Volt yazıyo ya, heh, oraya tak!

32. Arkanda ayı var!

33. Sevgilim, abin bizi böyle görse ne yapardı?

34. Kanın yerde kalmayacak!

35. Merak etme bizi vuramaz, menzilin dışındayız...

36. Yok oğlum .... !    Elektrik  gelmiyo şu anda...

37. Kadranda 260 kmh yazıyo ama ben bunu geçerim hoca...

38. Bungee jumping çok zevkli bi olaymış  ya...!

39. Boeing 747'lerin kaza olasılığı binde birmiş, iyi uçağa bindik ha...

40. Tüplerimiz sigortalıdır hanımefendi, bakın deniyorum...

41. Korkma, bu tünelden yıllardır tren geçmiyor...

42. Sayin Milas halkı, huzurlarınızda ilk doğalgaz ocağını yakıyorum...

43. Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalim abi...

44. Anne, az önce üzerinde kızılay olan dolaptan bonibon alıp yedim...

45. Bu "çuf çuf" sesi de nereden geliyor?

46. Sarı kabloyu kesicem di mi?

47. Benj sarhojz   feyğlan  değilim   lannnn  !      (direksiyon başında)

48. Bak şimdi telefonu elektrik prizina nasıl bağlıcam!

49. Abi, namludan bakınca dolu olduğu anlaşılıyor mu?

50. Tutmayın lan beni, bittin oğlum sen!!!

51. Su şişesinin üstünde neden "Siyanür" yazıyor?

52. Seni düelloya davet ediyorum.

53. Allaah! Adam çarpılıyo len, yardım edin!

54. Avizeler neden sallanıyor yaw?!?

55. Tadı biraz garip geliyo, son kullanma tarihine bi baksana.

56. Aaaa, kara kediye bak ne şirin...       (merdivenin altından geçerken)
 
 57. Yaw bu kapuskanın neyi var böyle.

58. Karokoldan bu kadar korkmayın yaw... Muhtemelen bi imza için
çağırıyorlardır...

59. Ne diyoooon lan sen siiiiibop...

60. Komando ormanda ne bulsa yemeli...Komando Ormanda ne bulsa
yemeli...Komando ormanda ne bulsa yemeli...

61. Yaw bunların hangisi benim romatizma ilacım?

62. Yaw bu kadar korkma Neriman.Sen hiç teleferik kazası duydun mu?

63. Kıpırdamazsan saldırmaz...Hiç kıpırdama...

64. Niye öyle bakıyorsun Muammer?

65. Lan oğlum rus ruleti öylemi oynanır dur da göstereyim...

66. Bak Sadıkçığım seninle ilgili bir dedikodu duydum ama önce sana sorayım
dedim. Sahi senin Kontrgerilla ile ilişkin var mı?

67. Artık demokrasiye geçtik oğlum. Darbe marbe olmaz.

68. Müjdemi isterim Turhan abi. Bir kızın daha oldu...

69. Yalan söylüyorsam şuracıkta öliim...

70. Yaw şuna bak, ne kadar gerçekçi bir oyun....

71. Abi bu yeni aldığım modem için paratoner taktık, bişey olmaz.

72. Help help borgkkkkkggggggz   help help  !!!     (hehe turiz karı bize el sallıyo)

73. Patron yaaa; bu maaş yetmiyo yaaa; zam yapsana?

74. Senin için ölebilirim...

75. Hoha agam soninda devlet babo köyümüza el attı... Bah uçahlarla hediye
atıyolar...

76. Bak oğlum    ..   hani akşamları HARLEM`de dolaşılmazdı? Mis gibi dolaşıyom
işte...

77.  Shhhht... Sessiz olun...!  Şoför uyuyo...

78. Yaw karıcım koskoca TİTANİK bu ...    hiç batar mı....!
 

79. Vaqqus abi senin için öle böle diyolar... Doğru mu?

80. Abiii, FORMAT /U ne demek?

81. Yok merak etme, formatlamam hard diskini, biliyom ben bu işi...

82. Ufacık çocukta bıçak ne gezer? Ben sataşçam walla...

83. Bu kutunun içinden TIK TIK sesler geliyor yaw...

84. Bak ellerimi bırakıp bisiklet sürebiliyorum...

85. Ne tatlı, ısırır mı?

86. Sen belediye otobüsü deyip geçme baya hızlı gidiyor bunlar...

87. Eşhedüennailaheillallah...

88. Bu külüstür 200 yaparmı..?

89. Arkamda duracağına gel de uçurumun manzarasını seyret..

90. Durumum çok mu kötü doktor bey...

91. Çocuğum oynama şu arabanın el fireni ile..

92. Uçak sanki çatımıza düşecek...

93. Hani kontrol kalemi bozuk degildi..

94. Doktorun her dedigini yaparsak açlıktan ölürüz  ...   ye dostum ye..

95. Hii.!!     Kocacığım .... Sen Ankarada degil miydin.?

96. Bu telde elektirk var mı.?

97. Bu ilk deneyişim...

98. Ulan biz bugüne kadar kaç bomba imha ettik kes lan mavi teli...

99. Arkadaş....Biz denizde büyüdük ... gölde boğulmayız.

100. Şöfer bey birşey soracaktım..

101. Burası ne kadar karanlık önümü göremiyorum

102. Ben kırmızı ışıkta durmam..

103. Pilot şu anda kalp krizi geçirse..

105. Sevgilim saçmalama mağarada ayının ne işi var..

106. Dönme dolap niye durdu..

107. Şu cevizi de koparıyım da   inecem..

108. Bu akşam çok yedim galiba..

109. Ne uysal at bu..

110. Çatıya çıkıp anteni düzeltiyim..

- Bak simdi nasil solliycaz...

- Gel abi burasi boyu geçmiyo.

- Aya bak aya, kamyon fari gibi !!!

- Ben denedim korkmayin.

- Bak Kadri abi, suyun derinligi önemli diil, asıl iş atlamasını bilmek...

- Yav Hayrettin abi, burasi Galatasaray tribünü diil galiba...

- Vakkas abi. senin için öyle böyle diyorlar, dogru mu?

- Hihoha... Bak gelen sey köpekbaligina ne kadar da benziyor.

- Rasim abi, kafesin kapısı kapalı , değil mi?

- Nalan, bi kibrit yak da bak bakalım ne kokusuymus...

- Baba... Ben hamileyim.

- Yapma Satılmış abi, seytan doldurur.

- Rasim abi şu omzumu bi kütürdetsene  ..

- Sözünü geri alman için sana beş dakka veriyorum.

- Bu külüstür essahtan 200 yapiyor mu?

- Ben bunu bilir bunu söylerim Refik. Tren yolculuğu en güvenilir yolculuktur.

- Arkamda duracağina gel de uçurumun manzarasına bak kocacığım...

- Semra'cığım  bak  ..!  Arabanin ibresi 200'u gösteriyor.

- Valla bak sarhoş bile olmadim bacanak. Gel bir büyük daha devirelim sonra yola çıkarız.

- Korkacak bir şey yok sevgilim. Bir imza için karakola çağırıyorlar... Hepsi bu...
 

- Bak bu sana son traş olusum Refik abi. Peşin peşin söylüyorum bu sefer de oramı buramı kesersen bundan sonra başka berbere traş olurum haberin olsun.

- Ben öldükten sonra tablolarım çok para edecek Ayşegül..

- Boğaza gelip temiz hava almayı iyi akıl ettik... Çocuğum oynama şu arabanın el freniyle...
 

- Aaa evler ne kadar yakınlaştı  Perihan.!!     Sanki uçak çatılarin üstünden uçuyor. Aaaa...
 

- Operasyon başarıyla tamamlanmıştir.

- Elektrikçiye gerek yok. Ben şimdi hallederim...

- Öyle mutluyum ki. Gazetedeki yıldız falımda yüz yaşina kadar yaşayacağım yazıyor.

- Doktora neyin gerek yok. Beni üfürükçü Sabit hocaya götürün.

- Sssst çocuklar, simdi hepimiz birden sandalın öbür tarafina yüklenelim. Sandal batacak diye Selami'nin ödü kopuyor...

- Hani bu kontrol kalemi bozuktu? Bak ne güzel gösteriyor işte.

- Iddia etme Ebru'cugum. Fren sağdaki pedal bence

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

Çocukça Aşklar ....




İlkokulu   bitirdikten sonra , Orta 1'de  , öğretmenlerimin önerisi ile eski adıyla Leyl -i Meccani   sonraki adıyla   Parasız yatılı  sınavını kazanıp,  Monaga Lisesinin yatılı kısmında 5  yıl sürecek  olan  yatılı  öğrencilik  hayatım başladı.
Ortaokulu Şehitler Ortaokulunda , Liseyi Monaga Lisesinde okudum.
Saf  köylü  çocuğunun şehiri ilk  tanıdığı   hayatı  burada  başladı  .




3,5 yıl sürecek olan  ilk ergenlik aşkım   burada başlayip bitmişti.
 Funda ,  ben de  onu delicesine  severken , üzerine  gül  koklayıp  başka  bir kıza "arkadaşlık "  teklif etmem  üzerine Okulun merdivenlerinde , lanetler  yağdırarak  beni nasıl da  terketmişti !

Bu olay  ,  aramızda  birbirimize  asla  itiraf edilmemiş 3,5  yıl süren platonik aşkımızın  üstüne  bir  kara bir  kabus gibi  çökmüştü.
Tekrar  barışmamız , o büyük aşkı asla geri  getirmedi.

Funda'ya karşı  bugün  bile  hatırladığımda  yüzümü  kızartan  yanlış ve  çocukça davranışlarım ,  artık  can  çekişen  Leyla ve Mecnun serüvenini yerle  bir  etti.

Ama  doğrusu   karşı tarafa hiç dillendirilmeyen , sadece  karşılıklı hissedilen ve  yaşanılan  bir  aşktı  o.
Delicesine  aşıktık  birbirimize ..

Yatılı kaldığım  pansiyona sadece , gece  yatmak  için  giderdim.
Öğlenci olduğumuz  yıl sabahtan  okula  gidinceye  kadarki zamanlarımız  ve  okul  çıkışlarımız ,  sabahçı  olduğumuzda ise neredeyse öğleden   geceye  kadar ki zamanımız  birlikte geçerdi..
Bazen  evlerinde olurduk  bazen cadde sokak  gezerdik.








O zamanki  genç  mekanlarından  pastaneye  ya da  sinemaya ise hiç  gitmedik Funda  ile ..

Büyük ablası Asude ,   ortanca  kız  Sinem  kendilerinin erkek  arkadaşları ile , bizim de  Funda  ile ne  zaman evleneceğimizi  planlayıp dururlardı..
Biz o sıralarda 14-15 yaşlarında  idik.
Ailesi   o kadar kabullenmişti ki bizim arkadaşlığımızı ,evden  biri  olarak görüyorlardı bu  dağınık leyli  meccani öğrenciyi..




Okul  çıkışında ,  çifte  kumrular  gibi , diğer  çocuklardan ayrı yürürdük    Funda  ile ..

Arkadaşlarımız  laf  atarlardı sağdan soldan ..


"- Sssshttt   Cezmi .. anlayalım yani .. Ne iş ....  ? "

"--Funda  kız ..  sizi  gidi sizi ... yine  birlikte  nereye  böyle ....?" 



Utanırdım : -Boşver  Funda ..   Bakma sen  onlara ... !


******************

O  beni ,  yaptığım  onca yanlış  nedeniyle  terkettikten sonra da sevdi. Tekrar  biraraya  gelmek  için neler  yapmadı ..
Haberler  yolluyordu ..
"-Ne  yapayım .. Hoşlanıyorum  çok  ondan "
Bütün  çağrıları cevapsız  kaldı.   Büyü  bozulmuştu  bir  kere ...




Lise bitinceye  kadar zaman zaman birbirimizle yanyana , yakın yakına  olduk ama  hiç  görüşmedik.

Okulun  basketbol  takımında  önemli  bir turnuvaya çıkmışlardı  Monaga şehrinin o zaman  ki  büyük kapalı spor  salonunda ..
Basketbolu severdim ama  , doğrusu  sırf    o oynadığı   için maçı  izlemeye giderdim ..
Orada  olduğumu  bilirdi.
Kazara  bir basket  attı mı ya ..!
Deymeyin  keyfine ...
Tribünlere  döner  ..Kollarını  havaya  kaldırarak  :
"-İşte  bak ..Gör beni .."    dercesine  bir  hareket  yapardı ..   Salonda  bir  uğultu  yükselirdi:

"-Kasılma be  kızım .. Ne kasılıyorsun .. Alt tarafı  bi  basket  attın .."

Salondakiler nerden  bilecekti  ki  bu  hareketin  kime  yapıldığını..



Benim  gibi saf ,  derbededer   bir  köylü  çocuğunun  nesine aşıktı.. Hala  sorarım  kendime ..
Ama  bilirsiniz , gönül bu  .. Ferman dinler mi ?








*********************



Aradan  neredeyse yarım yüzyıla yakın  bir  zaman  geçti..
İngilizce öğretmeni olduğunu ve   ismini de bildiği bir  okulda  uzun  yıllar  görev  yaptığını  söylemişti  bir  arkadaşım..
Kaç defa  okulun  önünden  geçtim  tanınmadan  onu  bir  kez daha  görebilmek  için .. Ama  onu  hiç  bir  zaman göremedim ..

**********************







Yatılı  okulda  geçen  beş  yılımızı , Ortaokul Lise yıllarımı , o saf ve söylenmeden  yaşanmış çocukça  aşkımızı , zaman zaman  hayal etmeye  çalışırım.
Bir  sis  , bir  perde ....
Anılar  hayal  meyal  , anılar bölük  pörçük ..
Yaşandı  mı  gerçekten .. ?
Yoksa  sadece , uzun bir kış  gecesinin  hüzünlü bir  rüyasından mı  ibaretti ?

Yer  yer silinmiş puslu  bir  film  şeridi gibi ..
Geçip  gitmiş  çocukluk, ergenlik ve  lise  yılları ...

Evlenmiş, ayni kentte yaşamiş . Kötü hastaliktan vefat etmiş 56 yaşinda... 
Şimdi , ne  zaman  bir  yere  giderken  Monaga'dan  geçsem  içimi acıtan  bir sızı belirir  yüreğimde..
Yitip  giden  tekrar yaşanamayacak o   çocukluk  ve  gençlik yılları  için  midir  bu sızı  ,  yarım kalmış bir  aşk  ve sevgili  için midir yoksa , bilemem ..
İki damla  yaş  dökülür gözlerimden ..
İçim acır ...Göğsüm daralır ..
Sessiz sessiz ağlarım..








Nilüfer :   -" Sevmek , eskidenmiş güzelim ..."

***

Neşe KARABÖCEK : Kulakların  çınlasın ...

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!
Web Analytics