Kendinizi suyla tedavi edin !



Kendinizi suyla tedavi edin!


Tarih öncesi çağlardan beri uygulanan yöntem, pek çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor



Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı Prof. Dr. Zafer Hasçelik, suyla tedavinin tarih öncesi çağlardan beri uygulanan bir yöntem olduğunu belirterek, ''Bu nedenle suyu mutlaka hayatınıza sokun. Vücuda temas eden su, hücrelerde yenilenme ve kaslarda gevşeme sağlıyor. Yüzmeseniz bile günde 45 dakikadan haftada 3 gününüzü mutlaka su içinde hareketle geçirin'' önerisinde bulundu.

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

İp üstünde tarihe geçti



Ünlü ip cambazı Nik Wallenda, Niagara Şelalesi`ni ip üzerinde yürüyerek geçti.

video  için devamını  tıklayın  :

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

MERHABA ZEYNEP ÖĞRETMEN ...








Bu blogu izleyenler bilirler , Zeynep'ten zaman zaman bahsetmişimdir.


İşte   bazı  yazılarımda  yer  verdiğim  kızım  Zeynep , aşağıdaki  öykülerimde yer  yer  anlattığım şu  meşhur  ÖSS  ve diğer  basamakları  birer birer  aşarak Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği'nde   dört yılını  tamamladı ve  6 Haziran günü ,  Muğla Üniversitesi    2011-2012 dönemi  mezunlarının   ve ailelerinin  katıldığı  törende yapılan  konuşmaların ardından  ,  " kepler  havaya  !!!!  " atıldı .





Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

Hiç pirinç üretilirken gördün mü ?


İsraftan kaçının  ...

***********

Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.


Bir tane yere düştü ..

Babaannem eğildi,aramaya başladı.

Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu.

Çocukluk işte,

"-Aman babaanne"   dedim.

- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.

-Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun, 'dedi.

- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun? '

Utancımdan kıpkırmızı Olmuştum.




****************

Aradan yıllar geçti.

Hukuk Fakültesinde Öğrenciyim.

Alain'in proposlarini Okuyorum ..

Birden irkildim.

Babaannemi hatırladım.

Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu ..

Ilave ediyordu.

Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu ..


******************************




On dokuz yıl evveldi.

Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.

Geceydi. Sabahleyin, Traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.

'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun ' diyordu.

Doğrusu hayretler içinde kaldım.


Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir ..

Birçok eşya üzerinde 'İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.



İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.






İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, Televizyonlar bir haberi duyurur.

'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.


Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,


Kağıt, ambalaj, kutu varsa, Velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun. "



Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.

Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,

hayatın manasını anlayamamış, Zavallı kimselerdir...

Böyleleriyle; evini Mezat salonuna çevirmiş Zavallı, diye eğlenirler.

Bir insanin gösteriş için Eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.

Zamanın başbakanı Meclisi toplar. Kürsüye çıkar.

Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

-Şu andan itibaren der,

-Tanrı Şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.

Dediklerini yapar, en Ustten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder ..

Bu durumun Toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.







Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.

Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak ...

* Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?





*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki.....
 İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım :

Bir mıh bir nalı kurtarır.

Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,


Bir komutan bir orduyu,


Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.

Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.


Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

evin içine pabuçla girersin haaa .. seni terbiyesiz utanmaz rezil ...!!!

                                       (ev ayakkabısı)


 Batılı toplumlarda  , eve ayakkabı  ile  girip  çıkarlar  genellikle  ..

Andrew Mango   , ince ince  dalgasını  geçer  bizim  bazılarımızın temizlik anlayışımızla ,  bir  yazısında ..

Şöyle der makalesinde ,   uzun  zaman geçti , hatırladığım  kadarıyla :
 Sizler ,   gerçekten  temiz  bir toplumsunuz , evlerinizin  içleri  tertemizdir .. Evlerinize asla  ayakkabılarınızla   girmezsiniz evlerinizi  temiz  tutabilmek  için ..

 O kadar  temizsinizdir   yani ...  Ama  eve  ayakkabılarınızı  çıkararak girmeniz , sokaklarınızın  pek te  temiz  olmadığının  işareti olabilir mi acaba ?

Bizler sokakta  giydiğimiz ayakkabı  ile  evlerimizin  içine  girip  otururuz..  Biz  sizin  kadar  temiz değiliz , evlerimize ayakkabılarımızla  girdiğimiz için . Eve  girerken ayakkabılarımızı çıkarmayışımız , evlerimizin  içinin  pis olduğu anlamına da  gelir aslında ..

Ama  bizim ayakkabılarımız  evlerimize  pislik   getirmez ..  Öyleyse bu  , sokaklarımızın da   oldukça  temiz  olduğunu  göstermez mi sizce ?


Bizim  sokaklarımız  çöplük değildir ,  sokaklarımızda çöp  ya da  pislik  bulamazsınız  ..
O yüzden evlerimize ayakkabılarımızla  rahatça  gireririz ...


**


Bu ,   bizim toplumumuzda pek te   hijyenik ve temiz olarak görülmeyen ve benimsenmeyen bir tarzdır ..
Bu  nedenle  bizde , sadece ev içinde giyilen ayakkabılar da vardır ..

Bunlara ev ayakkabısı derler .
Bu ayakkabılar , sokakta giyilen ayakkabılardan değildir..






" Bazı yerlerde ,misafirliğe gidildiğinde , genellikle de   daha çok bayanlar ,   dışarda sokakta   giydiği ayakkabıyı gittiği eve girerken çıkarır , çantasında ya da poşette içinde yanında getirdiği ev içi ayakkabısını giyer ..

Bazı evlerde misafire terlik verirler . Eğer çantanızda  ev  içi  ayakkabısı getirdi iseniz , gerek kalmaz ev sahibinin terlik vermesine ... Çıkarır torbadan tertemiz pırıl pırıl ayakkabınızı giyersiniz salonda ..
Ama maalesef bu işin bir riski vardır .. Bu usülü bilmeyen ve o kadını   ,  aklınca  yerin dibine sokmak  için elverişli bir  fırsat  yakaladığını sanan   birileri olabilir mesela o mekanda ..

Kazanı kaynatmaya   başlarlar  hemen , saldırı başlar ..

" Yuuuhhh ... Kadına bak ...  Evin içinde , sokakta giydiği pabuçla geziyor...

Hıııhhh ... evin içine   sokak ayakkabısı ile girmiş ,  pabuçlarını  çıkarmadan ... Bir de  kurumuna  bak  ..

Utanmaz terbiyesiz şımarık kadın, ne olacak ..."


Aslında , o ayakkabılar sokakta giyilen ayakkabılardan değildir , içeride giyilen ayakkabı ayrıdır , dışarda giyilen ayakkabı ayrıdır.. Ama  nereden bilsin  o doğuştan fesat zırcahil bunu. ..

Eve pabuçla girmek haaa !!  Ne sanıyor kendini bu terbiyesiz..
Söyleyin şuna evin içine pabuçla girmesin .. 



kadın , zaten kendisine saldırmak için en küçük bi fırsat gözetenlerin dilindedir artık..arkasından kadını  hazetmeyen hatta  mümkünse evini dağıtmak  isteyen bazı aile  büyükleri  de o fesatın  gazına gelip şiddetli şekilde bu terbiyesizi kınar ve saldırıya geçerler ... yakalamışlardır  en sonunda  onu ..  sokakta giydiği pabuçla eve girmiştir ya ..
Bu ne terbiyesiz , bu ne kafası havalarda karıdır .. kendini ne sanıyo bu ... ...derhal  haddi bildirilmeli  bunun ..




********************************************

(hayatta böyle trajikomik olaylarla her an karşılaşabilirsiniz .. Siz siz olun .. öyle misafirliğe filan giderken yanınıza ev ayakkabısı  filan değil   , bi çift terlik alın .. Yargısız infaza maruz kalırsınız sonra ne olur , ne olmaz ..)



Devamını Okumak İçin Tıklayın..!

Babalar aslında en çok kızlarını severler


Babalar aslında en çok kızlarını severler


Ama inanmaz kimse buna
“Yalan” derler“imkansız” derler.

Her nedense kimse çıkıp da “neden?” demez.
...Nedendir bilir misiniz?

Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir bambaşka bir duygusallık verir babalara...
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar göz yaşlarını…

Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…

Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerlerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında annelerini,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar…


Ama bir yandan da koruma iç güdülerine yenilirler
Kızlarına hiçbir şey olmasın
Onlar hiç üzülmesin,
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…


Ama bu sevgilerini,
bu bağlılıklarını,
Asla gösteremezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir
Onlara…

Gülümsemek isterler o güzel kızlarına gülümsemek…
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama “Erkekler ağlamaz” denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar gözyaşlarını…

İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…

Ama dayanamazlar gece yarılarına
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları gözlerine, ellerine
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
“İyi geceler” derler
Derinden derinden…

Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve en sonun da “iyi geceler” deyip gitmiştir…
KAHVE MOLASI ndan alıntıdır
( Kızım  , bir tanemdir.. Oğlum da , benden  sonra da Anasının  koruyucusu  evin erkeği olacak adamdır..
Babalar ,  kızlarını  şımartır ,ama  oğullarını değil .. Bundan mıdır acaba ? )

Devamını Okumak İçin Tıklayın..!
Web Analytics